aykut'un bloğuna hoşgeldiniz !

aykut'un bloğuna hoşgeldiniz !

Sİyasi köşe yazıları,politika,makaleler, şiirler, atatürkçülük, tarihi bilgiler...

Faşizm Üzerine---EMRE KONGAR

21/8/2008

EMRE KONGAR

Rona Aybay: Faşizm Üzerine

 

Değerli okurlarım, pazartesi günü Faşizm üzerine yayınlanan yazıma gelen yorumlarda en çok dikkatimi çeken nokta korku:

Türkiye’nin Faşizme kaydığını düşünen okurlarım, “Yani çok güzel yazmışsınız diyeceğim ama vallahi korkumdan diyemiyorum. Eskiler yerin kulağı var derlerdi, şimdi internetin de kulağı var. Sabah, dediğiniz gibi, kapımızın çalınması olasılığı yüksek” sözleriyle, korkularını belirtmeden, mektup yazamıyorlar.

Galiba Faşizmin en belirgin belirtisi de bu yaygın korku:

Masum insanların, devletten ve hükümetten korkmaya başlaması.

***                 

Tabii bütün yaşamını ve kariyerini Türkiye’nin demokratikleşmesine adamış insanlar korkmuyor:

Uluslararası Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesi yargıcı Prof. Rona Aybay da bunlardan biri.

Yazım üzerine yolladığı mektup, kişisel arşivimde kalamayacak denli yararlı görüşler içeriyor.

***

“İktidar yanlısı medya organlarının, ‘küreselleşen dünyamızda…’ girişiyle başlayan yavelerine bakarak, ‘çağdaşlaşıyoruz!’ ‘demokrasimiz daha da gelişiyor!’ diye hayaller gören ‘TV-bakar’ saf yurttaşlarımızın düşürüldükleri yanılgıları çok güzel betimlemişsin.

Her çağdaş ve demokratik anayasada yer alan ‘hukuk devleti’ ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendine özgü koşullarının vazgeçilmez gereği ve demokrasimizin ön-koşulu olan ‘laiklik ilkesi’ ve ‘sosyal devlet’ kavramı tümüyle elden gittiğinde nasıl bir Türkiye’de yaşayacağız?

İşsizlik ne durumda, sendikalaşmanın önündeki engeller nasıl aşılacak?

Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası saygınlığı nasıl korunup, geliştirilecek?…

Bu ve benzeri sorunların hepsinin çözümü, bir garip seçim sistemi sonucunda parlamentoda sayısal çoğunluğu ele geçirmiş bir siyasal partinin tek (hadi bilemedin birkaç) yöneticisinin, kıt ve sığ değerlendirmelerine göre mi belirlenecek?

Onların pek meraklı oldukları ABD terminolojisi ile söyleyelim: ‘Fren ve denge’ (checks and balances) yani kamu erklerinin birbirini denetlemesi ve dengelemesi nerede?

Bu dengelerin kurulmasında en önemli işlevi gören ‘yargı’ ‘islah’ etmek(!) yani kendi çıkarlarına bağlı hale getirmek isteyenlere anımsatalım:

Gözlerini hiç ayırmadıkları ABD’nin Anayasası 1787 yılında kabul edildi; o günden bu yana 1798’de (yani kabulünden 10 yıl kadar sonra) yapılan, usul hukukuna ilişkin teknik bir değişiklik dışında, 200 yıldır ‘yargı erki’ne ilişkin hükümlerine hiç dokunulmadı.

Faşizm, teknik olarak Birinci ve İkinci Dünya savaşları arasında, çok ‘popüler’ olmuş, pek çok ülkede taraftar bulmuş, iktidara geldiği ülkeleri de, dünyayı da ateşe atmış, kana bulamış rezil bir rejimin adıdır.

Bugün hiçbir yönetim, kendisinin ‘faşist’ olduğunu ileri sürmez, bu sıfat yalnız kötüleme amacıyla kullanılır.

Ama, bu durum faşizmin tümüyle ortadan kalkmış olduğunu gösterir mi?

Bugün dünyanın çeşitli yörelerinde adı ne olursa olsun uygulamaları açısından ‘faşist’ denilebilecek yönetimler yok mudur?

İşte , senin AYDINLA(T)NMA’nın dikkatimizi çektiği somut gerçek ve tehlike de bu:

Türkiye, anayasasındaki temel ilkeler aşılarak ve aşındırılarak hızla faşizme doğru kayıyor!

Sözüm, bu gidişi ‘demokrasi’ye doğru gidiş sayanlara:

Bunların arasında bunu gerçekten demokrasiye gidiş sanarak destekleyenler varsa, umarım bu rüyadan çabuk uyanırlar.

Aksi halde, yiyecekleri faşist şamarla uyanmaları kaçınılmazdır.”

<_script /> n <_script />ekongar@cumhuriyet.com.tr<_script /> <_script />Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir <_script /> <_script />; www.kongar.org

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yılın Fıkrası

19/8/2008
Kategori: __Fikralar__

Başbakan Erdoğan, dış destek aramak için İngiltereye ziyarete gitmiş. Ziyareti sırasında Kraliçe tarafından çay içmeye davet edilen Erdoğan,  Kraliçeye kendi liderlik felsefesinin ne olduğunu sormuş. Kraliçe de 'çevremi akıllı insanlarla doldurmak' cevabını vermis.

Erdoğan bunun üzerine kraliçeye çevresindeki insanların akıllı olup olmadiklarını nasıl 
ayırt ettiğini sormuş. Kraliçe, 'onlara doğru soruları sorarak ayırt ediyorum' diye yanıtlamış ve 'izin verin göstereyim' demiş.

Kralice hemen Tony Blair'i aramış ve: ' Sayin Başbakan, lütfen bu soruya cevap verin : Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz.  Kimdir bu ?  diye sormuş.

Tony Blair : ' Bu, benim majesteleri ' diye yanıtlamış.

Kraliçe: ' Doğru. Teşekkürler. İyi çalışmalar  Blair ' demiş ve Erdoğan'a dönerek : 'Gördünüz mü sayın Erdoğan ? '

Erdoğan ; ' Evet majesteleri, çok teşekkür ederim, bu metodunuzu kesinlikle kullanacağım ' diyerek  oradan ayrılmış. 

Yurda dönüp hemen Unakıtan'ı yanına çağıran Erdoğan,  ' Kemal abi sana soracağım bir soruyu cevaplamanı istiyorum ' demiş. Unakitan : ' Tabii efendim, nedir ?

Erdoğan : 'Annenin bir çocuğu var, babanın bir çocuğu var, ve bu çocuk senin ne kız ne de erkek kardeşin. Kimdir bu ? '

Unakıtan sağa bakmış ,  sola bakmış düşünmüş taşınmış ve en sonunda : 'Efendim bunu biraz düşünüp sonra size cevap versem ? ' demiş.

Erdoğan kabul etmiş ve Unakıtan oradan ayrılmış, vakit kaybetmeden danışmanlarını toplantıya çağırmış, saatlerce bu soru üzerinde düşünmüşler, ama kimse bir cevap bulamamış. En sonunda Kemal Unakıtan Kemal Derviş'i aramış ve durumu açıkladıktan sonra : 'Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var, ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. Kimdir  bu ? ' diye sormuş.

Derviş: ' Bunda bilemeyecek ne var, tabii ki benim  ' diye yanıtlamış. Cevabi alan Unakıtan hemen Erdoğan'ı arayarak : ' Cevabı buldum efendim, kim olduğunu biliyorum.
Cevabım :  Sayin Kemal Derviş '
demiş.

Erdoğan büyük bir hayal kırıklığıyla cevap vermiş: ' Yanlış cevap Kemal Abi, doğru cevap Tony Blair idi . '

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Demokrasi mi, İslamcılık mı, Faşizm mi?---EMRE KONGAR

19/8/2008

EMRE KONGAR

Demokrasi mi, İslamcılık mı, Faşizm mi?

Anayasa'ya göre:

Türkiye Cumhuriyeti "Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti"…

İktidar yanlısı medyaya göre:

Türkiye küreselleşiyor…

Dünyayla bütünleşiyor…

Avrupa Birliği yolunda emin adımlarla yürüyor…

Reformlar yapıyor…

Daha da çağdaşlaşıyor…

Daha da uygarlaşıyor…

Demokrasiyi daha da geliştiriyor…

AKP iktidarı bütün bu gelişme ve değişmelerin öncüsü…

***

Anayasa'ya göre:

Türkiye Cumhuriyeti "Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti"…

Olup biten gerçeklere göre:

Yolsuzluk başını aldı gidiyor…

Gün geçmiyor ki bir yerel yönetim skandalı patlak vermesin…

Dişli ve dişsiz, ama mutlaka dokunulmazlık zırhıyla korunan milletvekilleri her türlü yolsuzluğun içinde…

Yolsuzluklar karşısında iktidar ise sessiz…

Yolsuzluk iddialarına konu olanlar arasında zaten AKP yöneticileri başı çekiyor…

Üst düzey AKP yöneticilerinin, kimisi yirmili yaşlarda, kimisi daha da genç olan çocukları, internette mal alıp satıyor, ithalat yapıyor; hatta armatör bile olanlar var…

Maşallah, hepsi girişimci, hepsi başarılı…

İhale yasası, elliden fazla değişikliğe konu oldu…

İhalelerde, bırakın AB standartlarını, "Türk usulü" denetim olanağı bile kuşkulu…

Belediyeler sadece yolsuzluklarla gündemde değil…

Evlenen çiftlere, İslam ilmihalleri dağıtıyorlar…

İçinde erkeğin karısını dövebileceğinin yazdığı, dokuz yaşındaki kız çocuklarıyla evlenilebileceğinin söylendiği kitapçıklar…

Bütün bunlar yetmiyor…

Eli sopalı belediye zabıtaları dükkân basıp, esnafı döverek terbiye ediyor…

***

Sosyal devlet çökertiliyor…

Paran varsa çocuğun iyi eğitim görebilir…

Zenginsen iyi sağlık hizmeti alabilirsin…

Paran yoksa, çocuğunu Kuran kursuna gönder, üstüne para al…

Bina çöker de çocuğun meleklere kavuşursa, "Şehit oldu" diye teselli edilirsin…

Dar ya da sabit gelirliysen, hastane sırasında beklerken ölürsen, paran yetmediği için tetkik yaptıramaz, ilaç alamaz ya da rehin kalırsan, ne gam…

Nasıl olsa "Türkiye çağdaşlaşıyor, küreselleşiyor, uygarlaşıyor, daha da demokratikleşiyor"…

***

Hukuk devleti hak götüre…

Resmen bir milyon kişinin, gayri resmi olarak kim bilir kaç milyon insanın telefonu dinleniyor…

Özel yaşamlar gazetelerde televizyonlarda devlet eliyle teşhir ediliyor, iftiranın, çamurun bini bir para…

İnsanlar bırakın telefonla konuşmayı, arkadaşlarıyla dertleşmeye bile korkuyor…

Sabahın erken saatinde kapı çalınınca, "Acaba götürmeye mi geldiler" endişesi yaygın…

İktidarı eleştirme hakkı yok…

Çünkü çeteci diye hapse atarlar…

Her lokantada içki içilemez…

Her bakkaldan içki satın alınamaz…

Büyük market zincirleri birçok kentte içki raflarını kaldırdı…

Sporcular, şortla geziyor diye dayak yiyor…

Mahalle baskısı her yerde kol geziyor…

***

Bir yabancı devlet başkanı konuk geliyor:

İstanbul iki gün felç…

Cankurtaranlara bile geçiş yasak…

Hastalar, trafikte beklerken yolda ölüyor…

Havaalanına giren, çıkan yollar kapalı…

"Küreselleşen Türkiye"nin havayolu bağlantıları kesiliyor…

İçerdeki ve dışarıdaki seyahatler, işler, toplantılar güme gidiyor…

***

Anayasa'ya göre:

Türkiye Cumhuriyeti "Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti"dir…

Gerçeklere göre:

Bu rejimin adı "Demokrasi" midir?

"Ilımlı İslam" mıdır?

"Şeriat" mıdır?

Yoksa düpedüz, bildiğimiz "Faşizm" midir?

Kararı siz verin.

<_script /> n <_script />ekongar@cumhuriyet.com.tr<_script /> <_script />Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir <_script /> <_script />; www.kongar.org

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Holokost

19/8/2008

Holokost (Yunanca: Holókauston), Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, ya da Ha-Shoa (İbranice: השואה Felaket); Almanya'nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon kişinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir. Yahudiler başta olmak üzere Sintiler, Romanlar, Yenişler ve diğer "Çingene" kabul edilen insanlar, Nazi aleyhtarı Almanlar, özürlüler, homoseksüeller, Yehova'nın Şahitleri, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır. Birçok akademisyen ise bu grupları Holokost'a dahil etmeyerek, Holokost'u sadece Yahudi Soykırımı olarak,Naziler olayları zaman zaman "Yahudi problemine nihaî çözüm" olarak tanımlamışlardır. Tüm Holokost kurbanları hesaba katılınca, hayatını kaybedenlerin sayısı, bazı akademisyenlere göre 17 milyon kişiye kadar çıkabilir.

Bu insanların öldürülme nedeni, Nazi döneminde doruğuna varmış olan Yahudi nefretinin ve Nazi ırkçılığı görüşüne göre "yaşamaya hakkı olmayan alt-sınıf ırklar" olarak görülmüş olmalarıydı.Öldürülen insanların yanısıra, aralarında Afrika kökenli Almanların da olduğu binlerce kişi ise zorla kısırlaştırıldı

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Adolf Hitler

19/8/2008

Adolf Hitler (d. 20 Nisan 1889, Braunau am Inn, Yukarı Avusturya - ö. 30 Nisan 1945, Berlin, Almanya), 1933 itibari ile Almanya'nın başbakanı ve 1934'den ölümüne kadar Almanya'nın Führer iydi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)'nin kurucusu ve başkanıydı.

Hitler, Almanya'da Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Buhran'dan güç kazandı. Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede nasyonalizm, anti-semitizm ve anti-komünizm de sunuyordu. Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu ve totaliter ve faşist bir rejimle; Hitler saldırgan bir dış politika izleyerek Alman "yaşam alanı"nı (Lebensraum) genişletmek amacıyla Polonya'ya saldırdı. Hızlı saldırgan savaş taktikleri ile kurduğu Mihver Devletleri ittifakı Avrupa ve Asya'nın büyük bölümünü istila etti.

ABD'nin 2. Dünya Savaşı'na Müttefiklerin tarafında katılımı ve Kızıl Ordu'nun sistematik ilerlemesi ile Alman ordusu gerilemeye başladı. Sovyet güçlerinin 23 Nisan 1945'te Berlin'e girmesi ile III. Reich'in yıkılacağı kesinleşmişti. İstila edilen Berlin'de; Hitler, eşi Eva Hitler  ile yeraltı sığınağında 30 Nisan 1945 günü intihar etti. 7 Mayıs 1945'te Alfred Jodl'ın imzaladığı teslim belgesiyle Nazi Almanyası tamamen yok oldu. Nazi'lerin ırkçılığı sonucu 11 ile 14 milyon arasında insan öldürüldü. Bunların arasında  Museviler de vardı, ve Holokost olarak tanındı.

Hitler' in genel olarak ele alınan en önemli özelliği insanları çabuk etkileyebiliyor olmasıydı. Bu Nazi propagandasıyla birleştirilerek halka sunuluyordu. Hitler'in üstün bir insan olduğu lanse ediliyor, konuşmalarındaki tavırlarıyla bunu, onu dinleyen kitleye hissettirmeye çalışıyordu. Çoğu NSDAP yöneticisinin onu saplantılı bir biçimde benimsemesi ve bu yöneticilerin halkla bir araya geldiklerinde kendi iç yapılarının Hitler'e bağımlı olduğunu bariz şekilde göstermesi yapılan propagandanın etkilerindedir. Nazi Almanyası Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hermann Göring, Hitler için şöyle demiştir: Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitler'dir. [21]

Hitler, mücadeleci bir kişilik sergilemeye çalışıyor ve üstün niteliklere sahipmiş izlenimi vermek için vücut dilini etkin bir biçimde kullanıyordu. Sert bakışlar, ani hareketler ve uzun konuşmalar propaganda amacı ile yapılan ayrıntılardı. Kendisini yanılmaz, hata yapmaz bir lider olarak göstermeye çalışıyor eskiden savunduğu görüşleri halen sıkı sıkıya savunduğunu belirtiyordu. Goebbels onun için şöyle demiştir: Führer hiç değişmez. Çocukken nasılsa şimdi de öyledir. [22][23]

Saplantılarla dolu hayatında sanata çok önem vermiş, özellikle resim konusunda kendisini otorite olarak kabul etmiştir. Annesinin ölümünden sonra sulu boya resimler yaparak otel odalarında yaşadığı biliniyor, kazandığı parayla müzeleri geziyor, umarsızca parasını tüketiyordu. [24]

Ölümsüzlük hissi Hitler'in başka bir saplantısıdır. Bu fikre, ondan önce doğan kardeşlerinin ölmüş olması yüzünden kapılmış olabilir. Diğerleri ölürken kendisinin hayatta kalması özel olduğu hissini uyandırmıştır. Kendisini ilahi koruma altında görmesini sağlayan dayanaklardan biri de Birinci Dünya Savaşı'nda cephedeyken içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir yere gitmesini söylemesidir. Bu içsel sesten sonra bir bombanın terk ettiği cepheye düşmesi ve oradaki arkadaşlarının ölmesi inandığı düşünceyi saplantılı hale getirmesine sebep olmuştur.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı